Kur’an’ı Kerim'in beyan’a ihtiyacı var mı?
(İlk Muhatablar Özelinde)
1. Kavramsal çerçeve;
Bu yazımızda Peyamber(a.s)’ın Kur’an’ı Kerim’i “İlk Muhatablara” “Tefsir ettiği” veya “açıkladığı” şeklinde anlayışı sorgulayacağız. “Dolaylı Muhatablar” ve “Modern Muhatablar” konumuz dışıdır. “İlk Muhatablar” ve/veya “İlk anlayan özneler”den kasdettiğimiz; Peyamber(a.s)’ın “vefat tarihine kadar”, Musluman, Muşrik, Ehl-i Kitab’tır. Bunlar, Peyamber(a.s)’dan önce-sonra vefat etseler de “İlk anlayan özneler” şemsiyesi altındadırlar. Misal; “Ebu Bekir”(r.a) Peyamber(a.s)’dan sonra vefat etmiştir ve ilk anlayan öznelerdendir. Misal; “İbrahim en-Nehâi(r.a)” (v.95); “Dolaylı Muhatablardandır” “İlk Muhatablardan” “Abdullah b. Mesud” (r.a) talebelerindendir (v.32).
Durum şöyle şema tize edilebilir;
Peyamber(a.s) Abdullah b. Mesud(r.a) (İlk Muhatab) İbrahim en-Nehâi(r.a) (Dolaylı Muhatab)
İbrahim en-nehâi (r.a), Peyamber(a.s)’ı görmediği için Peyamber(a.s) ile ilgili bilgileri, Abdullah b. Mesud’dan öğrenmiştir. Yine Kur’an’ı Kerim ile ilgili bilgilerde böyledir.
Yazımıza konu olan Ebu Bekir(r.a), Abdullah b. Mesud(r.a) gibi sahabeler, “Hicretten Önce” ve “Hicretten Sonra” vahye muhatab olmuş kişiler ve topluklardır (Ebu Süfyan'da böyledir).
2. “Apaçık Kitap”:
Kur’an’ı Kerim Bir çok ayetinde kendini “الْكِتَابِ الْمُبِينِ” “Apaçık Kitab” olarak niteler (Baknz, 15:1, 5:15, 36:69). Yine indiği coğrafyanın dili olan “Arabçadır” (Baknz. 12:2, 20:113, 39:28, 41:3, 42:7, 43:3)
“وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَیْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِمٖينَ ” (16:89)
Ayet-i Kerime’deki “تِبْيَانًا” “tiBYêNên” için Mufessir Razî;
“روى الواحدي بإسناده عن الزجاج أنه قال : تبياناً في معنى اسم البيان” Vahidi Zecac’dan “tiBYêN, BeYêN (açıklama) manasında bir isimdir” cümlesini aktarır (Baknz ilgili ayet tefsiri).
Mufessir Taberi ise;
“يقول: نزل عليك يا محمد هذا القرآن بيانا لكلّ ما بالناس إليه الحاجة من معرفة الحلال والحرام والثواب العقاب”
Diyerek “Kur’an’ı Kerim’in insanlara beyan ettiğini” söylemektedir (Baknz. ilgili ayet, kısaltılarak).
Mevdudi, Taberi’ye benzer şeyler söylemektedir,
“Kur'an hidayet veya dalaletin, kurtuluş veya azabın dayandığı her şeyi açıkça ortaya koymuştur ki, hakla bâtılı birbirinden ayıran bu bilgi doğru yola ulaşmak için zaruridir.
Bu bağlamda, Kur'an da bu ve buna benzer cümlelerde, "her şey" ile bütün ilimler ve sanatlar kastedildiğini savunan ve bu yorumun doğruluğunu ispatlamak için Kur'an'ın gerçek anlamını değiştiren bazı kimselerin düştüğü hataya düşmemeye dikkat etmek gerekmektedir” (Baknz. İlgili ayet.).
Tavsiyesine katıldığımızı belirtelim.
“اِنَّ هٰـذَا الْقُرْاٰنَ يَقُصُّ عَلٰى بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ اَكْثَرَ الَّذٖى هُمْ فٖيهِ يَخْتَلِفُونَ” (27:76).
“Gerçekten, bu Kur’an İsrail oğullarına ihtilaf ettikleri şeyleri çoğunu anlatır”
Hicret sonrası inmiş birçok sure “İsrail oğullarının” “tarihine, ayrılıklarına, yozlaşmalarına v.s” atıfta bulunur. Anladıkları dille yani “Arapçayla”.
(وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِهٖ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ” (14:4"
(اِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْءٰنًا عَرَبِیًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ” (43:3"
Ayet-i Kerime’deki “تَعْقِلُونَ” önemlidir “Akledesiniz”. Ve “Arabça” (41:3). “İlk Muhatabların diliyle” ve “öncelikle” “İlk Muhatablar anlasın diye” (Baknz. 41:44).
Hem de her misalle (Bak. 17:89,18:56), öğüt dolu (38:1).
Kur’an’ı Kerim’in Mubin olduğu, tafsilatlı olduğu vb. Ayet-i Kerimeleri herkesçe bilindiğinden burada tekrar etmeye gerek görmüyoruz.
3. “Apaçık Kitab ve Peyamber”:
(وَاُوحِىَ اِلَیَّ هٰـذَا الْقُرْاٰنُ لِاُنْذِرَكُمْ بِهٖ وَمَنْ بَلَغَ ” (6:19"
“ve vahyolundu bana bu Kur’an, sizi uyarmak için ve ulaştığı kimseleri”
Kur’an’ı Kerim’in ilk vahye dilen suresi çoğunluğa göre Alak Suresidir. “İqrâ” emriyle başlar, “Duyur” anlamındadır. Bu günkü anlamda “okunan bir metin değil”, “Şifahi olarak okunan/duyurulan”dır.
(وَاِذَا قُرِئَ الْقُرْاٰنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ وَاَنْصِتُوا ” (7:204"
Ayet-i Kerimedeki “فَاسْتَمِعُوا” “Sin-Mim-‘Ayn” kökündendir, kelime; işitmek, duymak, dinlemek, kulak vermek anlamındadır, (السَّمْعَ” (10:31" işitme duyusu anlamındadır, yani kulak.
(وَقُرْاٰنًا فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَاَهُ عَلَى النَّاسِ ” (17:106" ayet-i Kerime’deki “لِتَقْرَاَهُ ” “onu duyurman için” anlamındadır.
Neyi?
“قُرْاٰنًا” Kur’an’ı
İlk muhatablara, Peyamber(a.s) “Kur’an’ı Kerim’le Hitab etmiş” onlarda işitmişler/dinlemişlerdir. “Dolaylı muhatablar” ise iki kapak arasına toplanan “Kur’an’ı Kerim okumuşlardır”. (Yani ilk okunuş kulağa diğeri ise göze hitab etmektedir).
(بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَاَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ” (16:44" (Baknz. 16:64)
Ayet-i Kerime’de görüldüğü gibi “İnsanlara beyan etmen için” denmektedir “لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ”. “Mubin olan Kitabı” Peyamber(a.s) “Nasıl beyan edecektir?”.
Okuyarak;
(لِتَتْلُوَا” (13:30"
(يَتْلُوا” (2:129,151, 3:164, 28:59, 62:1, 65:11, 98:2"
Tebliğ ederek;
(فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ ” (3:20, 5:99, 13:40, 16:35,82, 24:54, 42:48, "
Bu tebliğ’de (الْبَلَاغُ الْمُبٖينُ” (5:92, 29:18, 36:17, 64:12" yani “apaçık tebliğ”dir.
Ve Kur’an’ı Kerim Peyamber(a.s)’ın diliyle kolaylaştırılmıştır (فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ ” (19:97".
Mufessir Razî Ayet-i Kerime (16:44) ile ilgili şöyle der;
“والجواب : أن القرآن منه محكم ، ومنه متشابه ، والمحكم يجب كونه مبيناً فثبت أن القرآن ليس كله مجملاً بل فيه ما يكون مجملاً فقوله : { لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزّلَ إِلَيْهِمْ } محمول على المجملات”
“Kur'ân'ın ondan bir kısmı muhkem, ondan bir kısmı müteşâbihtir. Muhkem olanın, “mubeyyen” olması gerekir. Böylece, Kur'ân'ın tamamının mucmel olmadığı, bilakis onda “mucmel olan bazı ayetlerin” bulunduğu sabit olmuş olur. O halde, “Ta ki insanlara, kendilerine ne indirildiğini “beyan etmen için” ifadesi, -mucmel olanları...” manasına hamledilir.”
Razî’nin yorumu şu Ayet-i Kerimelerle nasıl uyuşur?
(رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ مُبَيِّنَاتٍ” (65:11, 24:34,46".
Mufessir Razî bugünde yapılan bir yanlışlığa, kendini “İlk muhatabların yerine koyarak anakronizme düşmektedir”. Sorduğu soruyu “Dolaylı Muhatabları” dahi görmemiş biri olarak cevablandırmaktadır (Bugün ise “Modern Muhatablar” daha başka bir şekilde anakronizme düşmektedirler, bu mesele başka bir yazının konusu olabilir). Çünkü kendine “muşkil”, “mubhem”, “mucmel”, “hafi” gelen Ayetler vardır. Bu durum “Dolaylı ve Modern muhatablar” için de söz konusudur “İlk anlayan özneler için değil”.
İlk muhatablara, Peyamber(a.s) apaçık Kitabı/Kur’an’ı beyan etmiş/Duyurmuş/ilan etmiştir (B-Y-N Kelimesi gizlemenin de zıddıdır).
Kur’an’ı Kerimi “apaçık” olmasıyla, tefsire neden gerek duyulduğu, Peyamber(a.s), Abdullah b. Mesud (r.a), İbrahim en-Nehâi(r.a) sıralaması ıskalanırsa (İlk Muhatab-Dolaylı Muhatab) kafa karışıklığına sebeb olur (sıralama Siyeri, Hadisi, Tefsiri v.b disiplinleri açıklamaktadır). Kafa karışıklığı ise iki yönde işlemektedir “İfrat ve tefrit”.
Cehd bizden Tevfik Allah(a.c)’den





















